KOPUK KOPUK ,ANCAK BİR DÜŞÜNCE SİLSİLESİ İÇİNDE.

BELLİ BİR KALIBA UYMASI ŞART DEĞİL; AMA SAMİMİ...

BİRAZ BİLGİLİ,BİRAZ DUYGULU,BİRAZ İÇERİKLİ; ÇOKÇA DA KENDİNDEN EMİN !

Silkinip, kahve dolu fincanıma uzanırken aklımdan geçen dizeleri anneanneme anlatmış olsaydım eğer “Önündeki yaşamın kendisi sihirli, yaşaman gerekenleri yaşa!” diyeceğinden emin, düşüncelerimden düştüm. Çünkü inanmazdı peri masallarına. Bana hiç peri masalı anlatmadı. Anlattıkları gerçek yaşamdan hikâyelerdi. Büyük bir yudum aldım acı ve boğazımı yakan kahvemden, içim ürperdi.

“Yüreğimi hayallere saldım 
Unutup yürekteki, sırttaki hançerleri 
Alıp kalemi elime 
Şiirler yazdım sıradan adamlarıma 
Sıradanı aşırtıp kutsala vardırırcasına. 
Şimdi çok iyi anlıyorum 
Ne farkım vardı benim 
Yarattıklarına tapanlardan”*

Çok sonraları öğrendim ki gerçek yaşamda periler masalsız ve yaşam da sihirsiz.

“Bilmiyorum, belki de ben 
Sıradan adamlar sevmedim de 
Sevdiğim olmayan kutsal adamı 
Sıradan bedenlere yerleştirdim 
Sıradanı onurlandırırcasına.”

Kent prensleri, kendini prens sananlar, artık bu kavanozların içindeki güzel kadınları öpücükleriyle yaşama döndürmek yerine seyrediyorlar, ama âşık olamıyorlar. Ve hayat öpücüğü yerine dudaklarından dökülenler:

“Pek yaklaşmadan sevdim 
Loşlukta gecede 
Yaklaştıkça çirkindi gerçekler 
Hiç tanımak istemedim. 
Gözlerimi kapayıp gerçeklere 
Sıradan güzelleri sevdim 
Bildiklerimi rafa kaldırdım”*      

Hipokondriyak

Sıradan insanları 
Masalık eyledim 
Masallık aynı zamanda 
Periledim, huriledim 
Eceledim 
Afalladım sonra 
Kul oldum, tâbi oldum 
Cüceleri yüceledim 
Şimdi çok iyi anlıyorum 
Ne farkım vardı benim 
Yarattıklarına tapanlardan

Cem Adrian - Gül Güzeli

Periler, güzel, süslü, kocaman, gizemli evlerde yaşar masallarda. Oysa gerçek yaşamda, küre şeklindeki bir kavanoza hapsedilmiş kurbağalar misali yaşadılar. Çıkmak için uğraştıkça, zamanla tepe taklak yeniden kavanozun dibini boylamayı öğrendiler. Sırça kavanozlarda debelenirken, birilerinin gelip, o kavanozu tekmeleyip kırmasını bekler oldular. Ama ne yazık ki yaşam bir masal değil ve bir prens gelip kavanozu kırmaz, kıramaz. Gerçek yaşam masallarında kötü periler, (Artık uyku ilaçlı elmaların modası geçtiği için olsa gerek) boğmak için iyi perileri, su doldururlar kavanozlara… 
İçinde yaşanılan kavanozlar, camlardan ziyade perilerin kendilerinden ya da diğerleri denilen insanlardan oluşturulmuştur. Kavanoz bedenleri tekmeleyip kırmak ise her prensin harcı değildir. 
Prensler artık modası geçmiş sultanların, ecelerin zengin ve mutlu oğulları, zengin ve mutlu oğullar ise prens değildirler artık. 
Kent masallarında periler ve prensler yok. Var olduğu varsayılanların da masalları yok artık. 

Cem Adrian - Sen Ağlarsan

Kalaşnikofun ucunda sallanan kekliğin cesedi, bak ne anlattı bana. Korku -kor-dan türemiş. Yapım eki -ku-. Ateşten yani… Korku hayvanca sevişirmiş. Karısı korkucuklar doğurmuş binlerce. Gün gelmiş serpilmiş korkucuklar. Korku, korkucukların en büyüğünü dağ başına göndermiş. O da çaresiz gitmiş. Gece olunca korkmaya başlamış, büyük korkucuk. İnsanlar ondan sürekli kaçıyormuş. Mağaradaki eşkıyalar bile kaçmış ondan. Oysa o, sığınmak istemiş sadece; sıcak bir yuva, bir parça ekmek, hepsi bu… Korkuların en büyüğü ya bu, insanlara inat, her gece koyunlarına girmiş, yüreklerine derme çatma bir kulübe yapmış. Bir de gaz sobası koymuş, içindekiler soğuktan donmasın diye… Gel zaman, git zaman, zengin olmuş büyük korkucuk. Kocaman villalar yapmış, çocuk yüreklere bile. Kardeşlerine haber salmış, hepsini yanına çağırmış. Yiyip, içip dağıtıyor şimdi her biri… Benim onları izlediğimi bilmiyorlar. Hadi, değdir elinde ne varsa…

Sözcüklerin rafta kalsın, unut gitsin her şeyi. Hem, düşler denizi kâşiflerini de kâhinlerini de yuttu… Çamaşır ipinde asılı geçmişi, ay ışığı kurutur mu hiç?

Zihninde, benle ilgili bir sokaktan bahsediyordun. Bana zihninden bir sokak mı verdin? Çamurlu ayaklarını basarken kirletmekten haz duyacağın bir sokak mı bu? Köşe başlarını dönerken, sürekli uğultulu seslerin duyulacağı bir sokak… Her an tokat atabilir diye ellerim yanaklarımda yürüyeceğim bir sokak. Tam uykuya dalacağım anda “Kalk, uyuma!” diye bağırarak elindeki mızrağın ucunu orama burama değdirerek, beni bilmediğim zamanlara götürecek bir sokak… Durma, değdir hadi…

 
Next page